Güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2014 Salı

İZLEMEYE DEĞER BİR DİZİ: BELIEVE


   Etraf diziden geçilmiyor. Yerlisi ve yabancısıyla birçok dizi birçok kanalda, ekranlarda gösteriliyor. Dizinin biri bitiyor, diğeri başlıyor. Çok nadir olarak dizi takip ettim. CNBC-e kanalında 3 haftadır devam eden fantastik bir dizi var: Believe. (Türkçeye “İnan” diye tercüme edebiliriz. Sanırım bu diziyi izlemeye devam edeceğim. Aşağıda dizinin konusundan bahsedip bu diziyi niçin izlemeniz gerektiğini yazmaya çalıştım. Bunlar ilginizi çekerse, belki siz de diziyi izlemeye başlar/devam edersiniz.   

BELIEVE DİZİSİNİN KONUSU:

   Birtakım doğa üstü üstün yeteneklere sahip küçük kız (Bo Adams), dünyayı denetim altına almak ve kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyen bir takım insanların hedefindedir. Küçük kızı bu güçlerden korumak isteyen Milton Winter, bir ekip kurar ve kızı, kendisinin kızın babası olduğunu bilmediği bir idam mahkumunun (William Tate) korumasına verir. Aynı şekilde kız da korumalığını yapan adamın babası olduğunu bilmemektedir. Kaçış ve kovalamaca başlamıştır….     

BELIEVE DİZİSİNİ NİÇİN SEYRETMELİSİNİZ?:

ü     Gravity (Yerçekimi) filminin Oscar ödüllü usta yönetmeni Alfonso Cuaron ile Fringe dizisi ile yeni Star Trek film serisinin yapımcısı J.J. Abrahams, Believe dizisinde ortaklaşa çalıştıkları için…
ü X-Files, Fringe, Touch gibi dizileri seyredip beğendiyseniz, muhtemelen bu diziyi de beğeneceğiniz için…
ü  Güzel bir kaçış ve yol serüveni sunduğu için. Televizyonun siyah-beyaz döneminin efsanesi Kaçak (The Fugitive) dizisine de “kaçış” olarak benzediği için…


ü     Bazı fantastik ve bilimkurgu öğeleri güzel harmanlayan akıcı bir senaryosu olduğu için…
ü  Telekinezi, gelecekten haber alma, düşünce okuma gibi doğaüstü güçler ve konular ilginizi çekiyorsa seyretmek için…
ü  Henüz birbirlerini “bilmeyen” ve yeteri kadar tanımayan baba-kızın ortak maceralarını merakla seyretmek için…
ü  Dünyaya yavaş yavaş doğmaya başlayan “Kristal Çocuklar” fenomenini daha iyi anlayabilmek için…
   (BLOG NOTU: Yapılan bazı klinik araştırmalar ve kanal bilgilerine göre günümüzde “İndigo Çocuklar”, çocuk ve hatta genç nüfusun önemli bir kısmını oluşturuyor. Aileleri, sistemleri vb. sarsabilen sıra dışı indigo’lardan sonra ise ruhen daha saf olan ve kimisinde bir kısım mistik güçleri de olan “Kristal Çocuklar”ın dünyaya doğmaya başlayacağına inananlar bulunuyor.)



ü  Sadece maceraya dayalı bir fantastik dizi değil, duygulara ve etik değerlere de hitap eden senaryosuyla da ilgiyi hak ettiği için…
ü  Başta dizinin kahramanı küçük kızın sevimli oyunculuğunun yanı sıra tüm oyuncuların senaryoya verdikleri hak için…
ü    Kendilerini yakalamaya çalışan güçlere karşı kaçmakta olan baba ve kızın, karşılaştıkları değişik insanlara her bölümde nasıl sürpriz yardım edeceklerini seyretmek için…    
ü  İnsanlarda yeteneğin tek başına önemli olmadığını, masumiyetin ve iyi niyetin de önemli olduğunu bizlere gösterdiği için…
     
      BELIVE Dizisi Seyredilmelidir... Her Salı 21.00 da Cnbc-e Kanalında. 

(Dizinin tekrar bölümlerine de aynı gece ve farklı zamanlarda kanal programlarından ulaşabilirsiniz)

    BELIEVE DİZİSİNDE KİM KİMDİR?:  (Okumak için resimlerin üstüne tıklayınız) 


























MERAKLISI İÇİN İLGİLİ LİNKLER:

CNBC-e Kanalında diziyle ilgili bilgi ve görseller için buraya tıklayınız.

Amerikan NBC kanalının Believe ile ilgili sitesi burada. Videolar maalesef ülkemizden seyredilemiyor. 

10 Mayıs 2013 Cuma

10 MAYIS GÜNEŞ TUTULMASI ve 25 MAYIS AY TUTULMASI ile ETKİLERİ



    Bu yazıda önce, geçen ayki (25 Nisan 2013) ay tutulması yazımda olduğu gibi önce 10 Mayıs 2013’deki güneş tutulması ile bunun toplumsal ve kişisel etkileri konusu incelenecek ve ilgili linkler gösterilecek, sonra da bu sayfadaki yazının hemen altında 25 Mayıs 2013’deki ay tutulması hakkında bilgiler verilecektir. 25 Mayıs’taki ay tutulması konusu önümüzdeki günlerde ilgili kaynak sitelerdeki bilgiler genişledikçe güncellenecek ve biraz daha geniş bilgiler ve linkler burada önümüzdeki iki hafta içerisinde sunulacaktır.  

10 MAYIS GÜNEŞ TUTULMASI ve ETKİLERİ:

    10 Mayıs Cuma 2013 tarihinde Türkiye saati ile (tutulma ortası olarak) 03.19’da halkalı güneş tutulması gerçekleşecek. Ülkemizden bu tutulma görülemeyecek, çünkü biz o saatte geceyi yaşamış olacağız. Güneşin o saatte görüldüğü ve dolayısıyla tutulmanın görülebileceği yerler, Orta Pasifik bölgesi, Yeni Zelanda’nın büyük bölümü, Avustralya ve Endonezya olacak.(Bakınız: Üstteki resimdeki yeşil ve mavi taralı alanlar ya da aşağıdaki resimde kırmızı şeritli alan) Esasen tutulma zamanı olarak gölge konisi de hesaba katıldığında tam olarak gece 00.25’de başlayıp 06.25’de bitecek. Fakat, gözle görülebilen tutulma yaklaşık 6 dakika sürecek.



     Bulunduğumuz 2013 yılı içerisinde 5 tutulma birden yaşayacağız. Toplamda 3 adet ay tutulması ve 2 adet güneş tutulması. Esasen bir yıl içinde çoğunlukla 4 astrolojik tutulma yaşanıyor. Fakat, bu yıl gökyüzündeki gezegenlerin, güneşin ve ayın konumu gereği 5 tutulma

25 Nisan 2013 Perşembe

AY TUTULMASI 25 NİSAN 2013 VE DEĞİŞİM RÜZGÂRLARI

     
       25 Nisan 2013 Perşembe günü Türkiye saati ile 21.03’den gece 01.11’e kadar yaklaşık dört saat süreli (tam ve yarı gölgeli tutulma süreleri birlikte) parçalı ay tutulmasını yaşayacağız. Tam gölgeli (esas) tutulma 22.54 civarında başlayıp 23.22’de bitecek. (Bakınız: Aşağıdaki ikinci şekilde kırmızı renkli olan "Gölge" bölümü)  Bu yazıda ay tutulması hakkında genel bir bilgi verip bu tutulmanın daha çok ülkemiz için ve biraz da kişisel bazda ne gibi etkileri olabileceğini görmeye çalışacağız.  (Ay tutulması ile ilgili ayrıntılı bilgiyi yazının sonunda ve verilen ilgili linklerde de görebilirsiniz) Eğer hava açık olursa, gece çıplak gözle de ay tutulmasını izleyebileceğiz. Bilindiği üzere ay tutulması demek, ay, dünya ve güneşin üçünün aynı hizaya denk gelmesi, dünyanın ay ile güneş arasına girmesi ve ay tarafına giden ve güneşten gelen ışığın önüne dünyanın gelmesi nedeniyle dünyanın gölgesinin ay üzerine düşmesi demek oluyor. (Bakınız: Aşağıdaki şekiller) Bu tutulmalar genelde yılda birkaç kez oluyor. Ay tutulmalarını genelde güneş tutulmaları takip ediyor. Nitekim 10 Mayıs’ta ülkemizden izlenemeyecek bir güneş tutulması da olacak.


  
    

     
     Astroloji, çoğu zaman tartışmalı bir bilim olagelmiştir. Çünkü yıldız ve gezegenlerin konumuna bakarak kişiler, hatta ülkeler hakkında yorumlarda bulunmak ve bunların gelecekleri hakkında tahminlerde bulunmak pek çok kişiye inandırıcı gelmemiştir. Tam tersine çok kişinin de inandığı ve merak ettiği bir konu olmuştur. Ben, astrolojinin potansiyel durumlarla ilgili bir bakış açısı sunduğuna ve çoğu zaman da haklı çıktığına inanıyorum. Yani olması muhtemel gelişmeleri, kişinin astrolojik durumuna bakarak yorumlamak olarak bakıyorum ve buna büyük oranda

17 Aralık 2012 Pazartesi

ŞEB-İ ARUS VE MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ



                                                  Mevlana ve Şems-i Tebrizi’nin Aziz Ruhlarına Saygılarımla…


MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ’NİN HAYATI: Mevlana’nın hayatına ilişkin bilgiler ve resimler, ilerleyen günlerde buraya eklenerek yazı güncellenecektir.

MEVLANA’NIN YAKLAŞAN ÖLÜMÜ VE ŞEBİ ARUS: 
    1273 yılı sonbaharına gelindiğinde Mevlana’nın soluk buğday yüzü hafifçe sararmaya başladı, kısa ve düzgün sakalındaki kırçıl sakalları daha da arttı. Uzun ve zayıf vücudu, tevazu ve hiçlik duygusuyla birlikte öne biraz daha eğildi. Geceli gündüzlü yazılan Mesnevi tamamlanmıştı. Bu arada riyazete de devam etmekteydi. İri ve ela renkli gözleri ise parıltısını koruyordu. Bu gözlerine çoğu kimse dikkatle bakamıyordu. Bu sıralarda Konya’da sık sık depremler olmaktaydı. Halk sokaklara fırlayıp zaman zaman çadırlarda kalıyordu. Yine büyükçe bir deprem olduktan sonra Mevlana “ Korkmayınız, yerin karnı acıktı. Son günlerde yağlı bir lokma istiyor. İnşallah muradına çabuk vasıl olur da, siz de üzüntüden kurtulursunuz” dedi.
    Bu depremden birkaç gün sonra da bir daha ayağa kalkamadı ve yatağa düştü. Yapılan tüm tedavilere rağmen ateşi düşmüyor, nabzı hep yüksek atıyordu. Bu durumu kırk gün kadar sürdü. Konya halkı ve ileri gelenleri bu duruma çok üzülüyorlardı. Eşi Kerra Sultan da bunların başındaydı. “Keşke, Mevlana’nın yüzlerce yıllık ömrü olsaydı da dünyayı hakikat ve mana incileriyle doldursaydı” dedi. Mevlana, bu sözlerin üzerine “ Niçin yüzlerce yıllık ömür? Bizi ne sandın? Biz ne Firavun, ne Nemrud’uz. Bizsiz bu yalan dünyada huzur ve karar nasıl olur? Biz,başkalarına faydalı olalım diye bu dünya zindanında kaldık. Yoksa kimin malını çalmışız ki mahpus olalım.” dedi. Sonra da baş ucundakilere “Bu dünyadan göçeceğim diye hiç üzülmeyiniz. Ne halde olursanız olun, sizinle beraberim. Hz. Peygamberin “Benim ölüm de dirim de sizin için hayırlıdır” sözünü ben de aynen tekrar ediyorum. Bunun manası, benim dirim, doğru yolu göstermek, ölümüm de yardım etmek içindir.” dedi.
    17 Aralık 1273 Pazar günü, kış olmasına rağmen hava parlak güneşliydi. Mevlana, “Canı, sen aldıktan sonra ölmek şeker gibi tatlı. Seninle olduktan sonra, ölüm tatlı candan daha tatlı” diyordu. Akşam güneş batarken Mevlana da Hakk’a kavuşmuştu. Tüm Konya’da bir feryat koptu. Son hizmetler yerine getirildi ve ertesi gün cenaze kaldırılmak üzere hazırlandı.
     18 Aralık sabahında salalarının okunması ile şehir, cenazeyi kaldırmaya hazırlandı. Cenazesi medresenin avlusundan çıkarıldıktan hemen sonra alanda sanki kıyamet koptu. Ne Konya, ne başka bir yer böylesi değişik insan gruplarını görmemişti. Sultanlar, emirler, bilginler, cahiller, imamlar, papazlar, siyahlar, beyazlar, her dinden, her ırktan, her mezhepten, her sınıftan ve kılıktan insan ilk defa Mevlana’nın cenazesi önünde heyecanla toplanmışlardı. Sanki yazmış olduğu rubaisindeki “ Gelsin, varlık namına ne varsa gelsin… Kâfiri, putperesti, Mecusi’si gelsin” mısraı bugün için söylenmiş gibiydi. Halk, tabuta el sürebilmek için hücum etti. Birbirlerini çiğnediler. Tabutu taşıyanlar bir türlü ilerleyemiyordu. Buna bir çare bulmak için birisi atıldı ve “ Müslüman olmayanlar çekilsin!” diye bağırdı. Kimsenin orayı terk etmeye niyeti yoktu. Tam tersine kalabalık daha da artıyordu.
    Cenazenin ilerlemesi ve mevcut durumu çözmesi için halktan bir grup, Başvezir Sahip Ata Fahreddin Ali ile Emir Süleyman Pervane’ye şikayette bulundular: “Mevlana, Müslümanların şeyhidir. İseviler (İsa Peygamberin dinine mensup olanlar), Museviler, diğer dinlerden olanların aramızda işleri ne? Bunlar hangi yüzle cenazeye geliyorlar? Çekilip gitsinler, biz de rahatça vazifemizi yapalım” dediler.
    Bunu işiten hahamlar ve papazlar atıldılar: “Hayır, bu din padişahı bizim reisimiz sayılır. Biz, Musa’nın ve bütün peygamberlerin hakikatini onun açık sözlerinden anladık. Kendi kitaplarımızda okuduğumuz peygamberlerin hareket ve kişiliğini O’nda gördük. Siz Müslümanlar nasıl Mevlana’yı devrin Muhammed’i olarak görüyorsanız, biz de zamanın Musa’sı olarak biliyoruz.” Dediler. Bir başkası:” Yetmiş iki millet sırını bizden işitir. Biz bir perde ile yüzlerce ses çıkaran bir ney’iz.” demedi mi diye destekledi. Başka dinden olanlar da benzer sözler söylediler:” Güneşi bütün alem sever, siz güneşi bizden nasıl mahrum edersiniz?” dediler. 


   Cenaze güçlükle ilerleyebildi. Atlı muhafızlar, sopalarla halkı kovmasına rağmen halkın hücumu bitmedi. Tabut birkaç kez kırıldı ve tamir edilmek zorunda kalındı. Çünkü tabutu tutan da bir daha bırakmak istemiyordu. İkindi vaktine doğru, ancak musalla taşına tabut konabildi. Cenaze namazını, Mevlana’nın vasiyeti gereği Sadreddin Konevi kıldıracaktı. Dostu olan Konevi, tabuta yaklaştı biraz sendeledi. Sonra da heyecandan yere yığılıp bayıldı. Kadı Siraceddin hemen öne geçip namazı kıldırdı. Ancak akşam güneş batarken namaz kıldırılabildi. Tam bu anda gök kızıl

23 Kasım 2012 Cuma

AŞURE GÜNÜ VE LEZZETLİ BİR AŞURE TARİFİ: TEKKE AŞURESİ



                                                                                        
                                                                                         Varken dağıtırız, yokken şükrederiz.                                                                                                                          Cüneyd Bağdadi

       24 Kasım 2012 Cumartesi günü Aşure Günü’nü kutlayacağımız için bu yazımda önce Aşure Günü’nün   anlamı  ve  tarihi  geçmişi  hakkında  bilgi  vereceğim,  sonra da  Alevi - Bektaşi mutfağından Tekke Aşuresi’nin tarifini de sunup; lezzetli bir aşurenin yapılması ile ilgili tüyoları ve ilgili linkleri, derlediğim kadarıyla sizlerle paylaşacağım.

MUHARREM’İN 10’U: AŞURE GÜNÜ ve TARİHİ GEÇMİŞİ (ASHURA DAY AND IT'S HISTORY)
    Aşure (ya da Aşura), Arapça’dan gelme olup “On (10)” anlamındaki “aşara” kelimesinden türemiştir. Bu kelimenin İbranice kökenli olduğunu iddia eden uzmanlar da mevcuttur. “Aşure” kelimesi, uzun zaman içerisinde iki temel anlama bürünmüştür. Birincisi, İslamiyet’teki Hicri takvimdeki ilk ay olan Muharrem ayının onuncu günü anlamında, ikincisi de herkesin bildiği aşure (tatlısı) anlamındadır.
   Önce ilk anlamından ve bunun da geçmişinden başlayalım: Aşure (Günü), henüz İslam dininde kutlanmıyor iken daha önceki dinler ve peygamberleri tarafından gün olarak _belki aynı ya da farklı isimlerle_ kutsal bir gün olarak biliniyordu. Bu kutsal güne dair, üstelik farklı dinlerde olmasına rağmen kabul edilen birçok önemli olay bulunmakta veya yakıştırılmaktadır. Bazı din ve tarih araştırmacıları bahsi geçen önemli olayların hepsinin bu günde olamayacağını, elde mevcut yeterli kanıt olmadığını belirtmektedirler. (İlgili araştırma ve incelemelerden Dr. Eyüp Baş’ın araştırmasına aşağıdaki ilgili linkten ulaşabilirsiniz). Özellikle aşağıda belirtilen ilk üç önemli olayın bu günde olduğu yönünde görüş birliği oluşmuş gibidir. Yine de bahsi geçen tüm bu olayların bir kısmı bile eğer bu günde oldu ise, bu açıdan oldukça kayda değer bir gün olduğu şüphesizdir. Bu önemli olaylar şunlardır:
1. Hz. Musa (a.s.), kavmi ile kaçarken Firavun ‘un ordusu Kızıldeniz’de boğulmuş ve aşure gününde kurtulmuşlardır.
2. Hz. Nuh (a.s.), gemisini Cûdi Dağı'nın üzerine aşure gününde demirlemiştir.
3. Hz. Âdem'in (a.s.) tövbesi aşure günü kabul edilmiştir.
4. Hz. Yunus (a.s.), balığın karnından aşure günü kurtulmuştur.  
5. Hz. Yusuf (as), kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan aşure günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (as) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud'un (a.s) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail (as) doğmuştur.
9. Hz. Yakub'un (a.s.) oğlu Hz.Yusuf (as)'ın hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.
   Aşure gününde oruç tutmak da yüzyıllar boyu yaygın bir gelenek ve ibadet olmuştur. Üstelik sadece İslamiyette değil, Yahudi toplumunda da. Hatta, Yahudi toplumunun en kutsal ve önemli günü kabul edilen Yom Kippur (Kefaret) Günü’nün de Aşure Günü ile benzerliği dikkat çekicidir. (Bakınız: Aşağıda, Aşure Günü ile ilgili Dr. Baş araştırması-Sayfa:6) Acaba başlangıçta her iki dinde de bu gün, aynı zamanda kutlanmış; Yahudilerin Gregoryen takvime geçişi ile farklı zamanlarda kutlanmaya başlamış olabilir mi? Bu konunun daha iyi araştırılması gerekiyor belki de… 
  İslam Tarihinde Hicri 680 yılı, Muharrem ayının 10’unda Kerbela Olayı (Savaşı) meydana gelmiş ve Hz. Muhammed’in (s.a.v) torunu Hz. Hüseyin ve beraberindekiler çölde etrafları sarılarak susuzluğa bırakılmış ve sonra da şehit edilmişlerdir. Emevi döneminden itibaren aşure günüyle ilgili olarak zaman zaman Sünni ve Şii’ler arasında kutlama/acı çekme kutuplaşması yaşanmış ise de zamanla bu durum yumuşamış ve günümüzde de Sünni vatandaşlarımızın Hz. Hüseyin’in katlini tasvip etmedikleri halde kutladıkları; Alevi vatandaşlarımızın ise matem tuttukları bir gün halini almıştır. 

OSMANLI DÖNEMİNDE AŞURE GÜNÜ GELENEĞİ:

   “Hicret senesinin başı olan Muharrem ayının onuncu gününden başlamak üzere, Muharrem sonuna kadar İstanbul’un bütün evlerinde iki kase olsa da aşure pişirmek uğur ve bereket sayılırdı. Her sınıftan kimseler buna özen gösterir ve özellikle onuncu gün pişirmeye dikkat ederlerdi. Aşure pişirilmesi, Nuh Peygamber’in sünneti olarak da herkesçe kabul olunmuş ve İslam’ın ortaya çıkmasından sonra da buna uyulmuştur. Ekseriya hayırseverler aşure pişirip halka ve bilhassa fukaraya dağıtmak için imaretler ve vakıflar yapmış ve masrafı karşılayacak gelir bırakmışlardı…
…Osmanlılar dönemi boyunca  aşure geleneğinde öncelik Saray’a aitti. Muharrem ayının 10’ncu günü Topkapı Sarayı mutfaklarında pişirilecek aşure için Kilar-ı Has’tan gereken malzeme verilir, birkaç gün önce hazırlıklara başlanırdı. Saray aşuresini helvacıbaşılar pişirmekteydiler. Büyük kazanlarda hazırlanan aşureden ilk olarak özel bir törenle padişaha,  harem halkına sunulması, sonra devlet ileri gelenlerine, imaretlere, halka dağıtılması adetti... Saray matbahlarının her birinde iki ve dört kulplu büyük kazanlarda buğday, incir, üzüm, kayısı kurusu, nohut, bakla vb. malzeme ile “daneli” denen aşureler pişirilir, 10 Muharrem gecesi sırık hamallarınca taşınan 50-60 kazan, Yıldız Talimhane Meydanı’na götürülerek düzgün bir sıra halinde dizilirdi. Sabah erkenden Matbah-ı Amire Müdürü, vekilharc ve helvacıbaşılar resmi giysileriyle meydanda hazır beklerler, seccadecibaşının aşure dağıtımının padişahın buyruğu olduğunu duyurmasından sonra Matbah-ı Amire Müdürü dua eder, amin diyen halka parmaklıklı kapılar açılır, her kazanın önünde kuyruklar oluşur ve beraberinde getirdikleri kaplara aşureler doldurulurdu. Bu sırada disiplinin sağlanamadığı, görevlilerin tepeden tırnağa aşure bulaşığına battıkları, hatta hücum edenler arasında kazana düşenler olduğu da görülürdü…” (Dr. Eyüp Baş araştırmasından alıntıdır) 
   

AŞURE TATLISININ GEÇMİŞİ VE SEMBOL DEĞERİ:
     Aşure gününde ve günümüze kadar bu isimle anılan tatlının tarihi geçmişinde kesin olarak bilinen husus, Hz. Nuh’un büyük tufan sonrası gemisinin karaya oturması sonrasında, yiyecek olarak fazla da bir şey kalmayınca gemide kalan tüm malzemeler toplanmış ve bundan bir çeşit çorba türü yemek yapılmıştır. Bu yemek, yani günümüzdeki aşure, kurtuluş zamanında şükür orucu ile birlikte yenmiş ve bu gelenek yüzyıllar boyu devam etmiştir. Halen, dış ülkelerde “Noah’s Pudding”_ yani “Nuh’un Tatlısı” ya da “Nuh Pudingi” şeklinde isimlendirilen Türk tatlısı

19 Mayıs 2012 Cumartesi

BİR ULUSUN DİRİLİŞ GÜNÜ: 19 MAYIS


     
      Bugün 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı. Ulusal Kuruluş Savaşımızın başladığı 19 Mayıs 1919’un yıldönümü. Artık eskisi gibi statlarda kutlamayacağız bayramları. 19 Mayıs, hafta boyunca caddelerde, değişik etkinliklerle ve şenliklerle kutlanacakmış. Şuna katılıyorum: Bir bayram, elbette yasaksavar gibi kutlanmamalı. Katılımı suni olan tüm bayramlarda eksik bir şeyler vardır: Halkın coşkusu. Bayramlar ne kadar halka malolur, sahiplenilirse o kadar coşku ile kutlanır. Bayrama “değişik bir hava” getirmek için yapılan bu uygulama için, keşke halka da danışılsaydı.
      Bugün geçmiş yıllarda kutlanan 19 Mayıs’lardan daha coşkulu bir kutlama yapılmıştır. Başta İzmir ve İstanbul gibi şehirlerde çoğu genç olmak üzere binlerce kişi eğlenerek, yürüyerek bu coşkuyu paylaşmışlar ve halkın kendi tarihine, kendi bayramına sahip çıktığını göstermişlerdir. Fizikte bilinen bir kural vardır: Etki-Tepki Kuralı. Yani her etki sonuçta bir tepkimeye neden olur. Aynı kural sadece somut fiziksel olaylarda değil; toplum bilim olan sosyolojide, psikoloji gibi bilimlerde de geçerlidir. En azından halkın bir kısmının algılaması; “Bayramıma sahip çıkmalıyım”

13 Mayıs 2012 Pazar

ANNELER GÜNÜ VE ANNELİK



                                                                                                           Tüm Annelere ve Çocuklarına…

       Bugün Anneler Günü. Sabahleyin bir buket çiçek ile annemin yanına gidip gününü kutlayınca, bende bu konuyla ilgili bir yazı yazma fikri oluşuverdi. Yalnız bu yazının, sıradan, “sadece günün anlam ve önemine uygun olarak yazılmış bir yazı” olmadığını belirtmek isterim. Anne sevgisi, elbette tek bir güne sığdırılmayacak kadar önemli ve kutsal bir sevgi. Ne mutlu bu karşılıklı sevginin farkında olabilen ve bu sevgiyi yaşayan annelerine ve onların çocuklarına…
       Bugün birçok evlat, annesinin gönlünü alacak, gününü kutladı ve kutlayacak. Ne kadar güzel…Madalyonun bir de görülmekte zorlanılan tarafına bir bakalım. Elbette, geçmiş dönemlerde olduğu gibi günümüzde de annesi ile ilişkisi sağlıklı olmayan veya anne-evlat ilişkisi istediği gibi yürümeyen evlatlar da bulunmakta ve kaçınılmaz olarak bu durum gelecekte de olacak. Evrende hiçbir şey tesadüf değildir. Buna “kader” adını da isterseniz koyabilirsiniz. Eğer bu şekilde ilişkisi olan kişilerdenseniz ve bu satırları okuyorsanız, odağınızı bu konuya verip kendinize şu soruyu sorabilirsiniz, tabii eğer sormak isterseniz: Anneniz sizin hayatınızda niçin var? Elbette sadece olumlu gözüken kısmıyla değil. Sizin hangi tarafınız, hangi özelliğiniz “anneniz ile birlikte şifa bulmayı”, halledilmeyi bekliyor? Sabrınız? Dürüstlüğünüz? Kendi gücünüze sahip çıkmanız? Kendi değerinizi bilmeniz? Koşulsuz sevginiz? Ya da başka bir şey?...

7 Mayıs 2012 Pazartesi

ATATÜRK GİBİ YAZMAK



   
    Bilgisayarınızda artık siz de bu şekilde Atatürk’ün el yazısı gibi yazabilirsiniz. Bursa’dan Artikel isimli bir firmanın sahibi olan işadamı Murat Özbalcı uzun uğraşlar sonucunda ABD’de Atatürk’ün orijinal el yazısını, bilgisayarlarda kullanılabilecek şekilde fontunu (yazı tipini) yaptırdı.
  Bunun için yapmanız gereken şu: Bu fontun bulunduğu birçok indirme kaynağı var. En iyisi Artikel firmasının sitesine (burada) gidip burada gözüken “İndir” bölümünden ilgili fontu bilgisayarınıza indiriyorsunuz. Sonra bu dosyayı alıp sırayla “Bilgisayarım _ C _ Windows_ Fonts” klasörüne erişip Fonts klasörünün içine kopyalıyorsunuz. Sonra da boş bir Word dosyası açıp yazı tiplerinde “Atatürk” olanı işaretleyip yazmaya başlıyorsunuz.
   

5 Mayıs 2012 Cumartesi

HIDRELLEZ GÜNÜ HAKKINDA


    
    Yarın Hıdrellez, yani Hızır-İlyas buluşması günü. Hızır’ın doğada dolaştığına inanılan gün. Sadece İslamiyet’te değil, eski Türk (Göktürk, Hun ve Uygurlar) adet ve inanışlarında karşımıza çıkan ve kutlandığı bilinen bu gün, aynı zamanda yaz günlerinin de müjdeleyicisi kabul ediliyor.
Sınır Ötesi Yayınlarından çıkan “Hızır Kimdir” kitabında güzel bilgiler var. Yüce Yaratıcı’nın zamana ve maddeye hükmedebilen bu ruhsal görevlisini ya da görevlilerini daha iyi tanımak isterseniz okumanızı tavsiye ederim. Kitaptan küçük alıntılarla Hıdrellez ile ilgili bazı inanışları çok kısa sıralayayım. Bu tavsiyeler, bence en azından kişinin kendi bilinçaltına gönderilen güçlü mesajlar olduğu için de "değişim ve dönüşüm" için önem taşıyor. İnanıp uygulamak ya da inanmamak size kalmış:
1. Hıdrellez Gününde bereket ve bolluk enerjisi artar. Bu nedenle Hıdrellez gecesi, yani bir gün önceki geceden bütün yiyecek torba ve kapaklarının ağzı açılır. Bu günde evin kapısına gelen yabancı veya dost akraba veya yoksullar boş çevrilmez ve ikram yapılır. İçinde para bulunan minik keseler geceden itibaren mümkünse bir gül dalına asılır ve ertesi gün alınarak bolluk-bereket getirmesi için cüzdanlara konur. Bu paralar yıl boyu harcanmaz.
2. Sağlık ve şifa amacı ile; yeşil çimenlerin üzerinde yatıp yuvarlanır. Bahçelerde kurulu salıncaklarda genç-ihtiyar herkes sallanır. Papatya gibi şifalı bazı bitkiler o gün toplanır. Zaman zaman bu toplanan bitkiler kaynatılır ve içilir. Hıdrellez ateşinin üstünden en az üç kez atlanır. Bunun kış mevsiminin uyuşukluğunu gidermeye ve bazı dertlerden kurtaracağına inanılır. Yaygın inanışa göre güneş doğmadan sabah erken kalkmak önemlidir. Geç kalkmanın insan üzerinde bir ağırlık bırakacağına, yıl boyunca tembel olunacağına inanılır.
3.Uğur, şans ve kısmet bulmaya yönelik inanış ve uygulamalar: Özellikle sabah kırlık alanlara, doğaya gidilir. Hıdrellez gecesi tercihen bir gül ağacının dibine adaklar adanır ve buna ilişkin sembolik şekillerle beslenir. Ev istenirse toprak veya kiremitten ev şekilleri, bebek istenirse bebek şekli, para istenirse para konur ve Hıdrellez günü bunlar bozulur ve alınır.
   Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinin bazı Yörük köylerinde her yıl sadece Hıdrellez sabahı toplanan bitki yapraklarındaki çiğden, yoğurt mayalanmakta ve bu yoğurt mayası diğer Hıdrellez gününe kadar maya için kullanılmaktadır. Basına da yansıyan konu ile ilgili bilgi burada
   Hıdrellez gününde evde durulmaz, doğada neşe içinde zaman geçirilmeye çalışılır. Hıdrellez gününüz şimdiden kutlu olsun.


POPULAR SCIENCE TÜRKİYE DERGİSİ İLE GELECEĞİ GÖRMEK


        
     Popular Science Dergisi’nin, (Türkçe ismiyle Popüler Bilim Dergisi) Türkçe baskısı Mayıs 2012’den itibaren yayına başladı. 1872’den beri yani 140 yıldır yayınlanan böylesi sağlam geçmişi olan bir derginin ülkemizde yayınlanmaya başlaması güzel bir gelişme tabii. “Bilim” denilince çoğu insanda bir çekinme, adeta “bir anlaşılmazlık” ve kendine uzaklık hissi oluşur. Bu nedenle bilimin ve bilim dilinin “anlaşılır” şekilde kullanımı çok önemlidir. Popular Science Türkiye, akıcı, kolay anlaşılır bir dil kullanarak bunu sağlıyor. Ayrıca kullandığı görsel malzemeler çok yerinde ve güzel. Üstelik Türkiye’de ilk defa denenen bir uygulama ile akıllı telefonlar kullanılarak dergi içindeki fotoğrafların, “canlı videolara” dönüşmesini sağlayabiliyorsunuz. Dergi içindeki bazı konularda video bölümleri var ve isterseniz bunları seyredebiliyorsunuz. Cep telefonunuzu dergideki fotoğrafa tutuyorsunuz ve telefonunuzdan video olarak seyredebiliyorsunuz. Bunun için için Apple veya Android sistemli akıllı telefonunuza “PopSci Tur AR” isimli küçük bir aplikasyon indirmeniz yeterli.
       Popular Science dergisinin gücü, geleceği çok iyi görüp analiz edebilmesinden geliyor. Öyle ki zamanında imkansız olarak görülüp olmaz denen ve bilimkurgunun kuru hayal dünyası diye küçümsenen bir çok gelişmeyi dergi önceden görüp eski sayılarında bunların haberini verebilmiş. Örneğin Ay’da su bulunabileceğini daha 1892 yılında yani 2009’da bulunuşundan 107 yıl önce yazmış. Benzer şekilde 76 yıl öncesinden 1934’de tam yüz nakli yapılabileceğini; yine 76 yıl öncesinden 1931’de robotların koku alabilecek teknolojiye ulaşacağımızı ve bunun gibi birçok teknolojik ilerlemeyi öncesinden tahmin edebilmiş olan bu vizyon sahibi dergiyi ben beğendim. Genç bir nüfusa sahip olan ülkemiz, umarım bilime ve geleceğe ilişkin merakını geliştirir ve bu dergiye hakkını verir. 3.50 TL gibi düşük sayılabilecek bir ücretle bilime, geleceğe ve hatta bilimkurguya çeşitli uzman görüşleriyle çok boyutlu bakan bu dergi, okunmayı hak ediyor.  
      Derginin uluslararası baskısı olan orijinal baskısının tüm arşivine ulaşabilir ve eğer İngilizce biliyorsanız merak ettiğiniz tüm konularda arşiv araması yaptırarak derginin arşivinden ilgili bölüme ulaşabilirsiniz. Popular Science arama arşivi burada.

 
MERAKLISI İÇİN İLGİLİ LİNKLER:

Derginin tanıtım yazısı burada

Derginin İngilizce internet sayfası burada.

CNN Türk’te Medya Mahallesi programında derginin editörü Şahin Ekşioğlu ile yapılmış video söyleşi burada.

8 Mart 2012 Perşembe

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ ve KADININ GELECEĞİ (Deneme)

     
     Bugün 8 Mart ve Dünya Kadınlar Günü. Tüm dünyada kadınların hak ettikleri yeri hem kadınlara hem de erkeklere bir günlüğüne hatırlatmak ve farkettirmek adına da olsa önemli bir gün. Çünkü, insanların farkındalıklarını kadın haklarına çekerek kadınların ezilmesine, şiddet görmesine ve medeni bir toplum içinde eşit haklara sahip olmaları gerektiğine önemli bir vurgu yapıyor. Dünyada ve özellikle de doğu ağırlıklı ülkelerin toplumlarında kadına değer verme bilinci oldukça zayıf. Ülkemiz de bu konuda geçer not alır mı, hiç zannetmiyorum. Bugün (8 Mart 2012 tarihli) Milliyet Gazetesinde çarpıcı bir anket araştırma sonucu yer alıyor. Üç bini aşkın kadına sorulan sorularla sonuçlanan ankete göre neredeyse her iki kadından biri eşinden fiziksel şiddet görmüş. (Bu anketle ilgili ayrıntılı habere bu linkten ulaşabilirsiniz.)